30 Mart 2008 Pazar

Ailece nasıl "gazi" olduk?

Geçtiğimiz hafta, Serap Teyze'nin Hotel Nix'teki ofisine ziyarete gittik, ofis geniş ve koşturacak alan bol ama tabi bu kadar bolluğun içinde benim kenarına gözümü vuracağım bir masa da mevcut. İlk anda çok ağladım ama sonra buzla oynamak çok zevkli geldiği için, acım geçti. Aşağıdaki fotoğrafta yüzümde göreceğiniz morluk geçtiğimiz haftaya ait yani.
Bu hafta da annem rahat durmadı ve omzunu incitti beni kucağına alırken.


Cumartesi sabahı güzel güzel uyandık ve Kerem Abilere kahvaltıya gittik, Kerem Abi benden 2,5 yaş büyük. Bu yüzden benden 2,5 yıl daha fazla oyuncağı var ve onları da benimle paylaştığı için çok mutlu oldum. Özellikle de atu ve asker şapkasını çok sevdim.

Kerem Abiler'den çıktıktan sonraki programımız da "annane"mleri ziyaret etmekti ama tam kapıdan çıkarken annem beni kucağına aldı ve alırken omzunu incitti. İzmit'e vardığımızda acısı dinmemişti, bu yüzden birşeyler atıştırıp, annemi, babamla birlikte Acıbadem Kocaeli Hastanesi'ne götürdük. Ama ben daha annemin tansiyonu ölçülürken bile çok üzüldüm, ağladım.

Bu yüzden annem MR'a kendi indi, ben de önce babamla hastane girişindeki dekoratif taşları sayarak, sonra da tüm Acil Servis personeli ile oynayarak annemi bekledim. Tam babamın enerjisi tükenmişti ve MR katına inmiştik ki, annemi diğer asansörü beklerken bulduk.

Sonuç, omuz ve kol birleşimindeki biseps denilen kasta incinme olmuş ama kesin sonucu radyoloji raporundan sonra alacakmışız. Annemin kolunu askıya alıp ilaç verdiler, biz de saat çok geç olduğu için "zeze"mi işten alıp eve geldik.

Çok yorulmuşuz ki annemin kucağında uykuya daldım.

Pazar sabahı, benim saatlerin ileri alındığından haberim olmadığı için saati 7 sanarak uyandım, tabi "zeze"mi de uyandırdım. 8'e kadar oynadık ama sonra annem ikimizi de alıp dışarı çıkardı. Yaklaşık 1 saat süren ekmek, gazete, market turundan sonra eve geldik ve kahvaltı ettik.

Sonra da İbrahim Amca'nın geçmiş doğumgününü kutlamak üzere, Funda Abla ve İbrahim Amca ile buluşup "zeze"min deyimiyle "aşağıdaki Hoşgör"e gittik, ben yolda uyuyakaldığım için, gözlerimi açtığımda annemler tatlılarını yemiş sohbet ediyorlardı. Babamın kucağında kendime gelmeye ve nerede olduğumuzu anlamaya çalıştım ben de.





Hatta ayılır ayılmaz da kendimi çocuk oyun alanında buldum, çok güzel oyuncaklar vardı, kamyona bindim, babamla "basket" oynadım.










Uyku ve oyundan sonra benim için sırada ne gelebilir? Tabi ki "mamaaaaaa".

Hemen brokoli çorbası, pilav ve yoğurt siparişim verildi ve afiyetle hepsini yedim.

Yemeğimden sonra, İbrahim Amca Ankara'ya, biz de İstanbul'a döneceğimizden hep birlikte Hoşgör'den ayrıldık.
Benim de aklım yiyemediğim ama gördüğümde hep aklıma "yayı"mın geldiği pastalarda kaldı, artık bir dahaki sefere:)

Hiç yorum yok: