22 Haziran 2009 Pazartesi

Babalar Günün Kutlu Olsun Baba:)

Hala çok farkında değilim ama dün babalar günüymüş, babama "babalar günün kutlu olsun" dedim. Ama pasta kesmedik, doğumgünü gibi birşey değil sanırım.
Sonra babama değil de daha çok bana hediye olacak bir şey yaptık: Ben ilk kez vapura bindim. Babamla vapurdan hem denize hem de Galata Kulesi'ne baktık. Çok eğlendim.

19 Haziran 2009 Cuma

Emre: Bugünlük söz annemin...

Çok hızlı kaybettik seni…
Aralık Ayı’nın sonuydu, annem bizdeydi ve ilk haberi o zaman almıştım. “Teyzeni doktora götürmüşler ama sonuç biraz kötü gibi, tümör varmış böbreğinde” dedi annem. Sonrası da 16 Haziran 2009 sabaha karşısına kadar, doktorlar, MR’lar, serumlar, ilaçlar vs…

En meşhur sözün “O da bizim insanımız”dı. Sana göre herkes “iyi insan”dı, birinin bize kötü bir söz söylediğinden bahsetsek, “öyle demek istememiştir, sen yanlış anlamışsındır” derdin.

“Serabım…” hala kulaklarımda, 15 Haziran 2009 gecesi yatağındaki son halin gözlerimin önünde, kış için yazdan hazırlayıp hepimize kavanozlarla gönderdiğin biberler, domatesler ve reçellerin kokusu burnumda
4 çocuğun, 8 torunun, hatta bir torun çocuğun vardı evet ama ben başkaydım senin için, biliyorum.
Sen de öyleydin benim için… (Çok şey yapmak istedim senin için, ama olmadı, olamadı...)

Şimdi ortancaların, zambakların, şebboyların, leylakların… Annem… Hepsi yalnız, biz artık sensiziz... Yaklaşık 20 gün önce Emre’nin parmağı kırıkken seni ziyaret edip İstanbul’a döndüğümüzde, sabah uyandığında “günaydın anne”den önce, “annneee, senin teyzen iyileşecek, ben de iyileşeceğim, merak etme” demişti ve nasıl umutlanmıştım.

Sonra, daha geçtiğimiz hafta seni tekrar ziyarete gelmiştik ve nasıl mutluydun Emre de geldiği ve evin içinde koşturduğu için, seni öptüğü için… O gülen yüzünün resmi, hep bizimle artık…

Pazartesi, durumunun kötüye gittiği haberini aldık, annem hemen İzmit’e döndü, ben akşama gelebildim. Artık kendinden geçmiştin, bizi görmüyordun. Tek yapabildiğim, parmağının ucuna kondurduğum küçücük bir öpücük ve dua etmek oldu. Birkaç saat içinde de ayrıldın bizden, gözünde bir damla yaşla, hiçbir şey söyleyemeden, veda edemeden:(

Sabaha kadar beyazlar içindeki bedenini seyrettik, gözyaşlarımız süzüldü… Sabah, evinin bahçesine gittim, hem evin önündeki anılarımızı getirdim aklıma hem de camiden okunan “ölüm ve cenaze namazı” duyurunu dinledim. İçim, gözlerimden daha çok ağladı… Ama sen üzülme diye sustum, sustum…

Dedeme, anneanneme, dayıma, yengeme, “küçük” Zafer’e, enişteme, Zeki Abi’ye kavuştun… Eminim ki, her zaman ettiğin dualar hep bizimle olacak, gittiğin yerden yine bizler için “iyi şeyler” düşünmeye, dilemeye devam edeceksin…

Çünkü, yüreğinin güzelliği tüm dünyaya yetecek kadardı canım teyzem…
Gittiğin yere de güzelliğini götürdün eminim, nur içinde uyu...

“Serabın”

* Fotoğraf, Ekim 2007’de bir bayram günü, “hepimiz”i yanı başına toplamışken…