Doğumgünüm aslında bugün ama kutlamalar dünden başladı, sanırım Pazar gününe dek de sürecek:)
Dün annemle birlikte ofise gittik. Benim için ofise gitmek demek; Çağlar'ın dozerleri, Cebrail'in balıkları, Yasin'in kaskı:)* Önce dozerlerle başladım, tek başıma oynadığım için tüm dozerleri kendim seslendirmek zorundaydım, bir ara annem ve Onur'un bana tuhaf tuhaf baktıklarını gördüm ama aldırmadım, ne de olsa keyfim çok yerindeydi, gerisi mühim değil...
30 Temmuz 2009 Perşembe
"bugünler, hayatımızda çok geçsin..."
13 Temmuz 2009 Pazartesi
Hera kızım, gel...
Dün Hera ile gerçek anlamda ilk kez tanıştım. İlk tanışmam, annemin karnında iken, ikincisi daha 1 yaşımı doldurmamışkendi, o yüzden çok anımsayamıyordum. Ama dün itibari ile artık yeni bir arkadaşım var:) (Yukarıdaki fotoğrafta da üç adımda Hera ile tanışmamı görebilirsiniz.)
Tanışmanın ardından Hera önde, ben arkada koşturduk, oynadık...
Çok eğlendik, Hera beni, ben de O'nu çok sevdim ama onların Ankara'ya dönmeleri gerekiyordu. Halbuki ben Hera, bizde kalsın, benim odamda birlikte uyuyalım istemiştim:( Neyse, bir dahaki görüşmemizi daha uzun yaparak, bu görüşmemizi telafi ederiz artık...
4 Temmuz 2009 Cumartesi
En bi güncel haberler...
Önce, en önemlisinden başlayayım. Çünkü bu, sadece benim için önemli değil, ailemi de ilgilendiren bir gelişim:
22 Haziran 2009 Pazartesi
Babalar Günün Kutlu Olsun Baba:)
19 Haziran 2009 Cuma
Çok hızlı kaybettik seni…
Aralık Ayı’nın sonuydu, annem bizdeydi ve ilk haberi o zaman almıştım. “Teyzeni doktora götürmüşler ama sonuç biraz kötü gibi, tümör varmış böbreğinde” dedi annem. Sonrası da 16 Haziran 2009 sabaha karşısına kadar, doktorlar, MR’lar, serumlar, ilaçlar vs…
En meşhur sözün “O da bizim insanımız”dı. Sana göre herkes “iyi insan”dı, birinin bize kötü bir söz söylediğinden bahsetsek, “öyle demek istememiştir, sen yanlış anlamışsındır” derdin.
“Serabım…” hala kulaklarımda, 15 Haziran 2009 gecesi yatağındaki son halin gözlerimin önünde, kış için yazdan hazırlayıp hepimize kavanozlarla gönderdiğin biberler, domatesler ve reçellerin kokusu burnumda…
Şimdi ortancaların, zambakların, şebboyların, leylakların… Annem… Hepsi yalnız, biz artık sensiziz... Yaklaşık 20 gün önce Emre’nin parmağı kırıkken seni ziyaret edip İstanbul’a döndüğümüzde, sabah uyandığında “günaydın anne”den önce, “annneee, senin teyzen iyileşecek, ben de iyileşeceğim, merak etme” demişti ve nasıl umutlanmıştım.
Sonra, daha geçtiğimiz hafta seni tekrar ziyarete gelmiştik ve nasıl mutluydun Emre de geldiği ve evin içinde koşturduğu için, seni öptüğü için… O gülen yüzünün resmi, hep bizimle artık…
Pazartesi, durumunun kötüye gittiği haberini aldık, annem hemen İzmit’e döndü, ben akşama gelebildim. Artık kendinden geçmiştin, bizi görmüyordun. Tek yapabildiğim, parmağının ucuna kondurduğum küçücük bir öpücük ve dua etmek oldu. Birkaç saat içinde de ayrıldın bizden, gözünde bir damla yaşla, hiçbir şey söyleyemeden, veda edemeden:(
Sabaha kadar beyazlar içindeki bedenini seyrettik, gözyaşlarımız süzüldü… Sabah, evinin bahçesine gittim, hem evin önündeki anılarımızı getirdim aklıma hem de camiden okunan “ölüm ve cenaze namazı” duyurunu dinledim. İçim, gözlerimden daha çok ağladı… Ama sen üzülme diye sustum, sustum…
Dedeme, anneanneme, dayıma, yengeme, “küçük” Zafer’e, enişteme, Zeki Abi’ye kavuştun… Eminim ki, her zaman ettiğin dualar hep bizimle olacak, gittiğin yerden yine bizler için “iyi şeyler” düşünmeye, dilemeye devam edeceksin…
Çünkü, yüreğinin güzelliği tüm dünyaya yetecek kadardı canım teyzem…
Gittiğin yere de güzelliğini götürdün eminim, nur içinde uyu...
“Serabın”
* Fotoğraf, Ekim 2007’de bir bayram günü, “hepimiz”i yanı başına toplamışken…
13 Mart 2009 Cuma
"ayaklarımın Thomas'ını giydir"
Dün sabah yine her zamanki gibi erken uyandım. Sütümü içtim, annem de beni babaannemlere bırakmak üzere hazırlamaya başladı. Tam pijamalarımı çıkarıyordu ki, benim hala uykum olduğu için, "ayaklarımın Thomas'ını giydir" diye bağırdım. Annemin çok hoşuna gitti ve tüm gün herkese anlattı, eminim:) Ama ne yapayım, hem Thomas pijamalarımı çok seviyorum, hem de daha uykum vardı...

